2 Nisan 1982 sabahı, Falkland Adaları’nın başkenti Port Stanley’de yaşayanlar, ufukta beliren Arjantin savaş gemilerini görünce neye uğradıklarını şaşırdı. Birkaç saat içinde adaya çıkan Arjantin askerleri, küçük İngiliz garnizonunu kısa sürede etkisiz hale getirdi. O an kimse bu harekatın, iki NATO müttefikini karşı karşıya getirecek kapsamlı bir savaşa dönüşeceğini tahmin etmiyordu. İşte tam 74 gün sürecek bu çatışma, sadece askeri değil, diplomatik dengeleri de kökünden değiştirecekti.
Savaşın Kökenleri ve Stratejik Önem
Falkland Adaları (Arjantinlilerin deyişiyle Malvinas), Güney Atlas Okyanusu’nda, Arjantin kıyılarına yaklaşık 500 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Adalar üzerindeki egemenlik anlaşmazlığı 19. yüzyılın başlarına kadar uzanıyor. İngiltere, 1833’te adaları işgal edip kontrolü ele geçirdiğinden beri Arjantin bu durumu hiç tanımadı. 1982’ye gelindiğinde, adalarda yaklaşık 1.800 kişi yaşıyordu ve bunların çoğu İngiliz kökenliydi. Arjantin’de ise 1976’dan beri iktidarda olan askeri cunta, ekonomik çöküş ve insan hakları ihlalleri nedeniyle iyice köşeye sıkışmıştı. General Leopoldo Galtieri liderliğindeki cunta, milliyetçi duyguları körükleyerek dikkatleri başka yöne çekmek istiyordu. Adaları geri almanın, halkın desteğini tekrar kazanmak için biçilmiş kaftan olduğunu düşünüyorlardı. Oysa Londra’dan gelecek tepkiyi ciddi şekilde hafife alıyorlardı.
Askeri Harekatın Seyri
Arjantin’in işgalinden sadece üç gün sonra, İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, donanmayı güneye gönderme emri verdi. İngiliz Görev Gücü, 8.000 deniz mili yol kat ederek savaş bölgesine ulaştı. Bu lojistik başarı, askeri tarihin en uzun menzilli harekatlarından biriydi. Nisan sonunda İngiliz savaş uçakları, adaların çevresindeki hava sahasını kontrol altına almaya başladı. 2 Mayıs’ta İngiliz denizaltısı HMS Conqueror, Arjantin kruvazörü General Belgrano’yu torpidoladı. Bu saldırıda 323 Arjantinli denizci yaşamını yitirdi ve savaşın seyri değişti. İki gün sonra Arjantin uçakları, İngiliz destroyeri HMS Sheffield’ı Exocet füzesiyle vurdu. 20 kişinin öldüğü bu saldırı, İngilizleri de yaralıyordu. Mayıs sonunda kara çatışmaları başladı. Goose Green’de yaşanan kanlı muharebelerde çok sayıda asker öldü. Arjantin Rehberi editörlerinin derlediği bilgilere göre, Arjantin birlikleri özellikle gece savaşlarına hazırlıksızdı ve iletişim eksikliği büyük kayıplara yol açtı. Haziran ortasında İngiliz paraşütçüleri Port Stanley’e girdi. 14 Haziran 1982’de Arjantin kuvvetleri resmen teslim oldu.
Savaşın Bedeli ve Kayıplar
Çatışmalar sona erdiğinde geride ağır bir bilanço vardı. Resmi rakamlara göre 649 Arjantinli asker, 255 İngiliz askeri ve 3 sivil hayatını kaybetti. Binlerce kişi yaralandı ya da psikolojik travma yaşadı. İngiltere’nin harekat için harcadığı para, o günün şartlarında 3 milyar doları buluyordu. Arjantin’in kaybı da en az o kadardı. Savaştan sonra adaların çevresine döşenen mayınlar, yıllarca bölge halkı için tehlike oluşturdu. 2009’da başlayan temizlik çalışmaları halen devam ediyor. İngiliz kayıtlarına göre, Arjantinli askerlerin yüzde 30’u henüz 20 yaşını doldurmamış gençlerdi. Soğuk hava koşullarına uygun kıyafetleri bile yoktu.

Savaş Sonrası Diplomatik Süreç
Savaşın kaybedeni Arjantin’de cuntanın sonu geldi. Galtieri, savaştan sadece üç gün sonra görevden alındı. 1983’te ülkede demokrasiye geçiş süreci başladı. Yeni hükümet, adaları diplomatik yollardan geri alma politikasını benimsedi. Birleşmiş Milletler, savaştan hemen sonra 502 sayılı kararı alarak ateşkes çağrısı yapmıştı. 1965’ten beri BM, adaların dekolonizasyon listesinde yer alıyor ve İngiltere ile Arjantin’i müzakereye çağırıyordu. İngiltere ise savaş sonrası adalardaki egemenliğini daha da pekiştirdi. 1985’te yeni bir anayasa yürürlüğe girdi, 2002’de adalılar tam İngiliz vatandaşı oldu. 1990’da iki ülke diplomatik ilişkileri yeniden kurdu, ancak egemenlik konusu hep masada kaldı.
Günümüzde Egemenlik Tartışmaları
Mart 2013’te Falkland Adaları’nda bir referandum düzenlendi. Halkın yüzde 99,8’i İngiltere’ye bağlı kalmak istediğini söyledi. Arjantin bu sonucu tanımadı; referandumun uluslararası hukuka uygun olmadığını, adalıların aslında İngiltere’nin yerleştirdiği bir nüfus olduğunu savundu. Son yıllarda Arjantin, Latin Amerika ülkelerinin desteğini arkasına aldı. Mercosur ve UNASUR gibi bölgesel örgütler, Arjantin’in tezine destek veriyor. İngiltere ise “adalıların kendi kaderini tayin hakkı” tezinde ısrar ediyor. 2016’da iki ülke bir mutabakat imzaladı. Buna göre, Arjantin’den adalara uçuşlar başlatıldı, balıkçılık anlaşmaları yapıldı ve mayın temizliği konusunda işbirliği arttı. Ancak egemenlik konusunda somut bir adım atılmadı.
Diplomasi ve Gelecek Perspektifi
Son dönemde iki ülke arasındaki ilişkilerde yumuşama göze çarpıyor. Macri hükümeti döneminde daha yapıcı bir dil kullanıldı. Şu anki hükümet de diyalog kapısını açık tutuyor. Ancak adaların çevresinde keşfedilen petrol ve doğalgaz yatakları, işleri karmaşıklaştırıyor. İngiltere’nin bu kaynakları işletmeye başlaması, Arjantin’in tepkisini çekiyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda her yıl konu gündeme geliyor, dekolonizasyon komitesi İngiltere’yi müzakerelere çağırıyor. Peki gelecekte ne olabilir? Hong Kong modeli, ortak egemenlik gibi formüller konuşuluyor. Ama adalıların isteği dışında bir çözüm pek mümkün görünmüyor. Zamanla artan ticari ve kültürel ilişkiler, güven arttırıcı önlemler belki iki tarafı yakınlaştırabilir. Ama şimdilik Malvinas/Falkland, hâlâ iki ülke arasında çözülmeyi bekleyen bir düğüm olarak duruyor.
