Arjantin Tarihi: Sömürgeden Modern Devlete Yolculuk

Tarihi bir taş kemer ve detaylı bölüm ile mimari yapı

Hiç düşündünüz mü, neden Arjantin deyince aklımıza ilk tango, futbol ve muhteşem biftekler geliyor? Oysa bu renkli kültürün arkasında, yüzyıllar süren çalkantılı bir tarih yatıyor. Gümüş umuduyla yola çıkan İspanyol konkistadorlardan, dünyanın dört bir yanından gelen göçmenlere; kanlı darbelerden ekonomik krizlere kadar uzanan bu yolculuk, bugünkü modern Arjantin’i şekillendirdi. Gelin, bu etkileyici dönüşümün perde arkasına birlikte bakalım.

SÖMÜRGE DÖNEMİ: GÜMÜŞÜN VE KANIN İZLERİ

  1. yüzyılda İspanyollar, “Argentum” yani gümüş efsanesinin peşinde bu topraklara ayak bastığında, karşılarında Diaguita, Guarani gibi köklü yerli halkları buldular. Ancak bölgede zengin gümüş yatakları yoktu. Bu yüzden Arjantin, İspanya için altın ve gümüş dolu Peru veya Meksika kadar gözde olmadı. Uzun süre Peru Valiliği’nin gözden uzak bir köşesi olarak kaldı. Ama bu durum, özellikle 18. yüzyılda Buenos Aires’in kaçakçılık merkezi haline gelmesiyle değişmeye başladı. Resmi ticaret yollarının dışında gelişen bu liman, bölgenin kaderini tersine çevirdi. İspanya, önemi artan bu şehri kontrol altına almak için 1776’da Río de la Plata Valiliği’ni kurdu ve başkent yaptı. Aslında bu hamle, ileride patlayacak bağımsızlık ateşinin ilk kıvılcımıydı. Çünkü artık Buenos Aires, kendi ticari çıkarları olan güçlü bir elit sınıfa sahipti. Bu sınıf, İspanya’nın katı ticaret kurallarından giderek daha fazla rahatsız oluyordu. Yerli nüfus ise bu süreçte büyük travmalar yaşadı; salgın hastalıklar ve zorla çalıştırma, nüfuslarını kırdı geçirdi.

BAĞIMSIZLIK VE İÇ SAVAŞLAR: BİR ULUSUN DOĞUM SANCILARI

1808’de Napolyon’un İspanya’yı işgal etmesi, Latin Amerika’da bağımsızlık hareketlerini tetikledi. Buenos Aires’teki creole’ler (İspanyol asıllı ama Amerika’da doğmuşlar) bu durumu fırsat bildi. 25 Mayıs 1810’da, halkın desteğiyle ilk yerel yönetim olan Cunta’yı kurdular. Bu olay, Mayıs Devrimi olarak tarihe geçti ve bağımsızlık yolunda geri dönülemez bir adım oldu. Tam bağımsızlık ise 9 Temmuz 1816’da San Miguel de Tucumán’da ilan edildi. Ama işler sanıldığı kadar kolay yürümedi. Bağımsızlık sonrası ülkede iki büyük görüş çatışmaya başladı: Merkeziyetçiler (Unitarios) ve Federalistler (Federales). Merkeziyetçiler, güçlü bir merkezi hükümet ve Buenos Aires’in önderliğini savunurken; Federalistler, eyaletlerin özerkliğini istiyordu. Bu çatışma on yıllar süren kanlı iç savaşlara neden oldu. Bu dönemin en renkli figürü, Federalist lider Juan Manuel de Rosas’tı. Rosas, 1835-1852 arasında demir yumrukla yönettiği Buenos Aires eyaletinden tüm ülkeye hükmetti. Ama baskıcı yönetimi ve muhaliflere karşı acımasızlığı yüzünden sonunda devrildi. İç savaşlar, 1853’te federal bir anayasanın kabul edilmesiyle resmen sona erdi. Ancak Buenos Aires ile eyaletler arasındaki gerginlik, 1880’e kadar sürdü ve sonunda Buenos Aires şehri federal bölge ilan edilip ülke birleşti.

TARIM, GÖÇ VE ALTIN ÇAĞ: 20. YÜZYILA DOĞRU

Ülke birliğini sağladıktan sonra Arjantin, inanılmaz bir dönüşüm yaşadı. Pampas’ın verimli topraklarında sığır yetiştiriciliği ve buğday üretimi hızla arttı. Soğutma teknolojisinin gelişmesiyle Arjantin eti, Avrupa’nın sofralarına girmeye başladı. Bu ekonomik patlama, ülkeyi dünyanın ekmek sepeti haline getirdi. 1880’den 1930’a kadar süren bu döneme “Altın Çağ” deniyor. Milyonlarca göçmen, özellikle İtalyan ve İspanyollar, umutla bu topraklara akın etti. 1914’e gelindiğinde Buenos Aires nüfusunun yarısından fazlası yabancı doğumluydu. Bu göç dalgası, Arjantin kültürünü derinden etkiledi; tango müziği, Buenos Aires’in kenar mahallelerinde bu kültürel kaynaşmanın ürünü olarak doğdu. Ekonomik büyüme, toplumsal yapıyı da değiştirdi. Orta sınıf güçlendi, işçi hareketleri ve sendikalar ortaya çıktı. 1912’de gizli ve zorunlu oy hakkını getiren Sáenz Peña Yasası kabul edildi. Bu yasayla 1916’da radikal bir lider olan Hipólito Yrigoyen, demokratik yollarla seçilen ilk başkan oldu. Her şey yolunda gidiyor gibiydi, ta ki 1929 Dünya Ekonomik Buhranı’na kadar. Buhran, Arjantin’in tarım ihracatını vurdu ve ülkeyi siyasi istikrarsızlığa sürükledi. 1930’da askeri darbe oldu ve bu, 20. yüzyılda birbiri ardına gelecek darbelerin ilkiydi.

PERONİZM VE POPÜLİZM: 20. YÜZYILIN ÇALKANTILI YILLARI

1943’teki başka bir darbeyle sahneye Albay Juan Domingo Perón çıktı. Çalışma Bakanı olarak işçi sınıfına yönelik reformlarıyla kısa sürede popüler oldu. 1946’da ezici bir oy oranıyla devlet başkanı seçildi. Perón ve eşi Eva (Evita), “Peronizm” olarak bilinen popülist bir hareket başlattı. Politikası, işçi haklarını genişletmek, yerli sanayiyi korumak ve büyük kamu harcamaları yapmaktı. Evita, özellikle yoksullar ve kadınlar için yaptığı çalışmalarla halkın kalbinde taht kurdu. Ancak Perón’un yönetimi baskıcıydı; muhalifleri susturdu, basını denetim altına aldı. Ekonomi kötüleşince, 1955’te bir darbe ile devrildi ve sürgüne gitti. Sonraki 20 yıl, Peronistlerin yasaklandığı, askeri ve sivil yönetimlerin birbirini izlediği istikrarsız bir dönemdi. 1973’te Perón muzaffer bir dönüş yaptı ama kısa süre sonra öldü. Yerine geçen üçüncü eşi Isabel Perón, ülkeyi yönetemedi ve 1976’da en kanlı askeri darbeye zemin hazırladı.

ASKERİ DARBELER VE FALKLAND SAVAŞI: KARANLIK BİR DÖNEM

1976-1983 arasındaki askeri cunta dönemi, Arjantin tarihinin en karanlık sayfasıdır. Kendilerine “Ulusal Yeniden Yapılanma Süreci” adını veren cunta, “Kirli Savaş” olarak bilinen bir terör kampanyası başlattı. Sendikacılar, öğrenciler, aydınlar ve sol görüşlü binlerce insan kaçırıldı, işkence gördü ve öldürüldü. Kaybolanların sayısı yaklaşık 30 bini buluyor. Cunta, ekonomiyi de kötü yönetti, dış borç hızla arttı. Halkın tepkisi büyüyünce, diktatörlük dikkatleri başka yöne çekmek için 1982’de Falkland Adaları’nı (Malvinas) işgal etti. Amaç, milliyetçi duyguları körükleyerek desteği artırmaktı. Ancak İngiltere’nin başbakanı Margaret Thatcher’ın sert tepkisiyle çıkan savaş, Arjantin’in yenilgisiyle sonuçlandı. Bu hezimet, cuntanın sonunu getirdi. www.arjantinrehberi.com.tr içerik editörünün araştırmasına göre, savaşta ölen Arjantinli askerlerin çoğu, deneyimsiz ve kötü donatılmış gençlerdi. Bu trajedi, halkın öfkesini daha da artırdı ve demokrasiye geçişin önünü açtı.

2001 KRİZİ VE YENİDEN DOĞUŞ: MODERN ARJANTİN’İN YÜKSELİŞİ

Demokrasiye dönüşle birlikte 1983’te Raúl Alfonsín devlet başkanı seçildi. Cunta liderleri yargılandı ama ekonomik sorunlar bitmedi. Hiperenflasyon ve dış borç krizi, 1989’da erken seçimlere yol açtı. Peronist Carlos Menem, neo-liberal politikalarla ekonomiyi düzeltmeye çalıştı. Peso’yu dolara sabitleyen “Convertibilidad” planı, enflasyonu düşürdü ama ülkeyi dış şoklara karşı savunmasız bıraktı. 1990’ların sonunda ekonomi yine durma noktasına geldi. 2001’de ülke tarihinin en büyük ekonomik krizine sürüklendi. Bankalardaki tasarruf hesapları donduruldu (corralito), orta sınıf bir gecede eridi. Aralık 2001’de patlak veren kitlesel protestolar ve ayaklanmalar sonucu, beş günde beş farklı başkan değişti. Ülke iflas ettiğini ilan etti. Krizin yaraları yıllar içinde sarılmaya çalışıldı. Néstor Kirchner ve ardından eşi Cristina Fernández de Kirchner dönemlerinde ekonomi toparlandı, sosyal yardımlar arttı. Ancak popülist politikalar, yüksek enflasyon ve yolsuzluk sorunları devam etti.

GÜNÜMÜZ ARJANTİN’İ: FIRSATLAR VE ZORLUKLAR

Bugün Arjantin, yaklaşık 45 milyon nüfusuyla Latin Amerika’nın en büyük ekonomilerinden biri. Dünyanın önde gelen gıda üreticilerinden; soya fasulyesi, mısır ve buğday ihracatında önemli bir yere sahip. Ayrıca Liyum ve lityum gibi değerli maden rezervleriyle enerji sektöründe de yükselen bir güç. Ancak kronik enflasyon, yüksek dış borç ve yoksulluk hâlâ çözülmeyi bekleyen temel sorunlar. Son yıllarda yaşanan kuraklık tarımı vurdu, IMF ile yapılan anlaşmalar ekonomiye yön vermeye çalışıyor. Buna rağmen Arjantin halkı, tango gibi tutkulu, futbol gibi dirençli. Ülke, zengin kültürel mirası, doğal güzellikleri (İguazu Şelaleleri, Patagonya) ve canlı başkenti Buenos Aires ile ziyaretçileri büyülemeye devam ediyor. Tarihin her döneminde olduğu gibi, bugün de bir yol ayrımında duran Arjantin, geçmişin deneyimleriyle geleceğini inşa etmeye çalışıyor.