Arjantin Edebiyatı: Borges, Cortázar ve Hernández

Arjantin’de üç isim, Arjantin edebiyatının temel taşlarını oluşturuyor. Peki bu isimleri bu kadar özel kılan ne? Gelin, birlikte keşfedelim.

JOSÉ HERNÁNDEZ: GAUCHOLARIN SESİ

José Hernández, 1834’te Buenos Aires yakınlarında bir çiftlikte doğdu. Gençliğinde gaucho kültürünün içinde büyüdü, at sırtında Pampalarda dolaştı. Siyasi çalkantıların ortasında gazetecilik yaparak halkın sesi oldu. 1872’de yayımladığı Martín Fierro adlı şiir, bir anda büyük yankı uyandırdı. Bu destan, zorla askere alınan bir gauchonun hikâyesini anlatıyor. Şiir, dönemin sosyal adaletsizliklerini gözler önüne seriyor. Hernández, ikinci bölüm olan La Vuelta de Martín Fierro’yu 1879’da çıkardı. Eser, Arjantin’in ulusal destanı kabul ediliyor ve bugün hâlâ okullarda okutuluyor.

İlk baskısı sadece bin kopyaydı ve birkaç haftada tükendi. O zamandan beri iki yüzden fazla baskı yaptı. Martín Fierro, gaucho dilinde yazıldığı için dönemin aydınları arasında tartışma yarattı. Kimileri onu kaba bulurken, halk sahiplendi. Eser, sadece bir macera değil, aynı zamanda bir başkaldırı manifestosu. Hernández, bu kitapla kırsal kesimin sorunlarını edebiyata taşıdı. Bugün Arjantin’de herkes Martín Fierro’dan birkaç dize ezbere bilir.

Şiirin kahramanı Fierro, adaletsiz düzene karşı savaşırken aslında tüm gauchoları temsil ediyor. Eserdeki “Mis glorias en el olvido” (unutulmuş şanlarım) gibi dizeler, halkın hafızasına kazındı. Hernández, aynı zamanda siyasetçiydi ve gauchoların haklarını savundu. Martín Fierro, onun bu mücadelesinin edebi yansıması. Eser, Latin Amerika edebiyatında kırsal gerçekçilik akımının öncüsü sayılıyor. Birçok eleştirmen, onu Cervantes’in Don Kişot’uyla karşılaştırıyor.

JORGE LUIS BORGES: KÜTÜPHANE VE LABİRENT

Jorge Luis Borges, 1899’da Buenos Aires’te dünyaya geldi. Babasının zengin kütüphanesinde büyüdü, İngilizce ve İspanyolca klasikleri okudu. İsviçre’de eğitim gördü, ardından İspanya’da edebiyat çevrelerine girdi. 1920’lerde Arjantin’e dönüp şiir ve denemeler yazmaya başladı. Asıl ününü öyküleriyle kazandı; Ficciones (1944) ve El Aleph (1949) en bilinen kitapları. Labirentler, aynalar, sonsuzluk ve zaman kavramları onun temel motifleri. 1955’te Arjantin Ulusal Kütüphanesi müdürü oldu, ancak aynı yıl körlüğü iyice ilerledi.

Kütüphanede kitapları göremedi ama yardımcıları ona okudu, eserlerini dikte etti. Borges’in öyküleri genelde kısa, felsefi ve fantastik. “Babil Kütüphanesi” evreni sonsuz bir kütüphane olarak tasvir ediyor. “Alef” ise her şeyi aynı anda gören bir noktanın hikâyesi. Onun dünyasında gerçeklik sürekli sorgulanıyor. Borges, edebiyatın sınırlarını zorlayarak okuru düşünmeye itiyor. Eserleri otuzdan fazla dile çevrildi, milyonlarca sattı.

Her yıl Nobel’e aday gösterilse de ödülü alamadı; bu, edebiyat çevrelerinde hâlâ tartışılıyor. Borges’in üslubu, kesin ve şiirsel. Kısa cümlelerle derin anlamlar yaratıyor. Onun labirent metaforu, insanın evrendeki konumunu sorguluyor. “Kitaplar, benim hafızamın yerini tutar” demişti. Bugün Buenos Aires’teki Borges Müzesi, onun izlerini taşıyor. Genç yazarlar için hâlâ bir ilham kaynağı.

JULIO CORTÁZAR: RAYUELA’NIN YARATICI DÜNYASI

Julio Cortázar, 1914’te Brüksel’de doğdu ama Arjantin’de büyüdü. Öğretmenlik yaparken edebiyatla ilgilendi, ilk öykülerini yayımladı. Bestiario (1951) adlı kitabıyla dikkat çekti. 1951’de Paris’e yerleşti ve hayatının geri kalanını orada geçirdi. En ünlü romanı Rayuela (1963), edebiyatta bir devrim yarattı. Bu roman, okura iki farklı okuma sırası sunuyor: geleneksel ve “dâhilî”. Geleneksel roman kalıplarını yıktı, okuyucuyu aktif hale getirdi.

Rayuela’nın 155 bölümü var; normal okuma 56. bölümde biter, dâhilî okuma ise farklı bir sıra izler. Cortázar, böylece her okurun kendi Rayuela’sını yaratmasını istedi. Kitap, 1960’ların gençlik hareketlerini derinden etkiledi. Kısa öykülerinde sürrealist öğeler var; sıradan olaylar birden fantastiğe dönüşüyor. “Las armas secretas” ve “Final del juego” önemli öykü kitapları. Cortázar, Latin Amerika edebiyatının “patlama” döneminin öncülerinden.

Paris’te yazdığı öykülerde şehrin büyüsünü hissettiriyor. Karakterleri genelde yalnız, düşünen insanlar. Onun dünyasında gerçekle düş iç içe geçiyor. Cortázar, ayrıca caz müziğine tutkundu; bu etki eserlerinde hissediliyor. 1984’te öldüğünde arkasında zengin bir miras bıraktı. Bugün evi, Paris’te küçük bir müze olarak ziyaret edilebiliyor.

EDEBİ MİRAS VE GÜNÜMÜZ

Bu üç yazarın etkisi günümüzde de canlılığını koruyor. Borges, fantastik edebiyatın babası sayılıyor; her yıl düzenlenen Borges Kongresi’ne yüzlerce akademisyen katılıyor. Cortázar, deneysel romanın öncüsü; Rayuela hâlâ en çok satanlar arasında. Hernández ise gaucho edebiyatının doruk noktası; Martín Fierro tiyatro ve sinemaya uyarlandı. Arjantin Rehberi içerik editörünün ulaştığı bilgilere göre, Borges’in eserleri Arjantin’de en çok satanlar listesinde ilk sıralarda yer alıyor. Kitapların ortalama fiyatı 2500 peso civarında (yaklaşık).

Borges’in doğum günü 24 Ağustos’ta kütüphanelerde anma törenleri düzenleniyor. Cortázar’ın Paris’teki evi, edebiyat severlerin uğrak noktası. Martín Fierro’nun el yazmaları, Arjantin Ulusal Kütüphanesi’nde sergileniyor. Genç yazarlar bu üç isimden ilham alarak yeni eserler üretiyor. Onların eserleri, sadece Arjantin’de değil, tüm dünyada okunuyor. Edebiyatın evrenselliğini kanıtlıyorlar.

KÜLTÜREL ROTALAR

Arjantin edebiyatına başlamak isteyenler için Borges’in Ficciones‘i ideal bir giriş. Cortázar’dan Bestiario ile başlayıp Rayuela’ya geçmek iyi fikir. Hernández’in Martín Fierro’su ise iki bölüm birden okunmalı. Buenos Aires’te edebi bir tur yapmak isteyenler, Borges’in yaşadığı Palermo semtini gezebilir. Ayrıca San Telmo’daki eski kafelerde Cortázar’ın izlerini sürmek mümkün. Ulusal Kütüphane, Borges’in müdürlük yaptığı bina, mutlaka görülmeli. Martín Fierro’nun geçtiği Pampalara düzenlenen turlar da var. Bu rotalar, edebiyatı yaşayarak öğrenmek için harika fırsatlar sunuyor.